Allah’a İman Nasıl Olmalıdır?

14 Haz 2020
70
49

Allah’a İman Nasıl Olmalıdır?



Allah’a iman, îmânın birinci şartıdır. Allahü teâlâ’dan başka ilah yoktur. Yerde ve gökte ne varsa (tüm maddeler, cisimler, olaylar, kânunlar, kuvvetler, bağlantılar ve diğer her şey dâhil) sonradan yaratılmıştır.



Allahü teâlâ’dan başkasına yaratıcı denmez. İnsanlar bir şey ürettiğinde, yeni bir şey bulduğunda buna keşfetmek denmesi daha doğrudur.



Herkes Allah’a inandığını iddia etse de Allah’a inancın doğru olması şarttır. Yoksa kendi hayalindeki bir şeyi o sanmak insanı yoldan çıkarır.



Allah’ı Tanımak Ne Demektir?



  • Allah’ı tanımak isteyen kişinin önce Âmentü’de bildirilen 6 esasa doğru olarak inanması gerekir. (‘Allah gökte’ diyenler ona doğru inanmış olmaz. Allah’ı zamandan ve mekândan münezzeh olarak bilmelidir. Çünkü zaman denen şey ve tüm mekânlar [hava, uzay vb. her yer] sonradan yaratılmıştır. İnsan böyle inanmalı ve bunun üzerinde kafa yormamalıdır.)
  • Allah’ı sevmek; onun sevdiklerini de sevmek ve ona düşman olan kimseleri (Müslüman olmayanları) sevmemek gerekir.
  • Ayrıca Allah’ın emirlerini yapmak ve yasak ettiklerinden sakınmak lâzımdır.
  • Bununla birlikte Allah’ı her bakımdan tanımanın da mümkün olmadığı unutulmamalıdır. Örneğin; insan O’nun ezelî ve ebedî olduğuna inanır. Ama bunu anlayamaz. Çünkü insanın hafızası, hayal gücü, kapasitesi; her şeyi sınırlıdır.
  • Allah hiçbir şeye benzemez. Onun zâtıyla ilgili düşünmek insanı dalâlete sevk eder. O’nun akılla anlaşılamayacağını idrâk etmelidir.


Allah’a Nasıl İman Edilmelidir?



Allah inancı nasıl olmalıdır? sorusu maddeler hâlinde şöyle cevaplandırılabilir:



  • Dünya ve âhiret âlemindeki her şeyi benzersiz, zamansız ve maddesiz olarak yaratan Allah’tır. Canlı ve cansız her şeyi yoktan var eden O’dur.
  • O’nun üstünü, âmiri ve hâkimi yoktur.
  • Her kemal sıfat ve her üstünlük onundur.
  • Onda hiçbir noksanlık ve kusur yoktur.
  • Her işinde pek çok ihsanlar, hikmetler ve faydalar vardır. Hiçbir şey hikmetsiz olarak yaratılmamıştır.

Allah’ın Sıfatları Nelerdir?


  • Allah’ın zâti sıfatları (sıfât-ı zâtiyyesi) şunlardır:

  • Vücûd: Allahü teâlâ’nın varlığı sonradan olma değildir. O ezelîdir.
  • Kıdem: Allahü teâlânın varlığının başlangıcı, evveli yoktur.
  • Bekâ: Allahü teâlâ’nın varlığının sonu (âhiri) yoktur. Ortağının olması, zâtının veya sıfatlarından birinin yok olması muhaldir. (İmkânsızdır.)
  • Vahdâniyyet: Allahü teâlâ’nın ne zatında, ne sıfatlarında ne de işlerinde, benzeri, ortağı yoktur.
  • Muhâlefetü’n-lilhavâdis: Allahü teâlâ’nın zâtı hiçbir yaratılmışın zâtına, sıfatları da hiçbir mahlukun sıfatlarına benzemez.
  • Kıyam bi Nefsihî: Allahü teâlâ’nın zâtıyla kâim olduğu anlamına gelir. Allahü teâlâ bir yerde olmaya muhtaç değildir. Hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.

  • Allah’ın sübûtî sıfatları (sıfât-ı sübûtiyyesi) şunlardır:

  • Hayat: Allahü teâlâ’nın diri olması demektir. Onun hayatı canlıların hayatına benzemez.
  • İlm: Allahü teâlâ’nın ilmi sonsuzdur. Her şeyi bilir. Fakat bilmesinde hiç değişiklik olmaz. Tüm sıfatları gibi bu sıfatı da ezelî ve ebedîdir.
  • Sem’: Allahü teâlâ cihetsiz, vâsıtasız işitir. Bunun için kulağa veya başka bir şeye ihtiyacı yoktur. İşitmesi canlıların duyması gibi değildir.
  • Basar: Allahü teâlâ her şeyi görür. Onun görmesi canlıların görmesi gibi göz ile değildir.
  • İrâde: Allahü teâlâ’nın dilemesi demektir. O dilediğini halk eder (yaratır.) Ne varsa onun dilemesiyle olmaktadır. Onun iradesini hiçbir şey engelleyemez.
  • Kudret: Allahü teâlâ’nın her şeye gücü yeter.
  • Kelâm: Allahü teâlâ’nın söyleyici olması demektir. Onun konuşması sesler, harfler, dil gibi bir organ vasıtasıyla değildir. Kur’ân-ı Kerîm lafzı ve mânâsıyla onun kelâmıdır.
  • Tekvin: Allahü teâlâ tek yaratıcıdır. Her şeyi yaratan odur. Ondan başka kimse bir şey yaratamaz.


Ehl-i sünneti’tikâdı şudur ki; Allahü teâlâ’nın sıfatları onun zâtından ayrılmaz. Sıfatları kendinin, zâtının gayrı da değildir, aynı da değildir. Onun sıfatlarının hakikatleri anlaşılamaz. Sıfatlarına hiçbir şey benzer ve ortak olamaz.
 

Zeynep

Editör
4 Eyl 2016
166
74

  • Allah’ı sevmek; onun sevdiklerini de sevmek ve ona düşman olan kimseleri (Müslüman olmayanları) sevmemek gerekir.

Konu için teşekkür ederim @Leyl-i Hüzün
2021'girdiğimiz şu günlerde dünya nüfusu 7,594 milyar gibi devasa bir rakama ulaşmıştır.
Müslüman nüfusu ise 1.570 milyar kişidir.

7.594 -1.570 = 6024

Bu rakamsal verilere göre müslüman olmayan 6.024 milyar insan var yeryüzünde yaşayan
Müslüman olmayan insanları sevilmeyecekse bu insanlar ile iletişim kim kuracak kim anlatacak onlara islam dinin ve yüce Allah'ı kim anlatacak.
Müslüman olmayan masum günahsız çocuklar var ?

Amacım kesinlikle eleştirmek değil beni yanlış anlamayın lütfen öğrenmek istiyorum bende. Sevmememiz gereken bu insanlara güzel olan dinimizi nasıl anlatacağız ? Yada onlar ile iletişim kurarken sevmediğimiz insanlar üzerinde ne kadar etkili oluruz islamı tebliğ ederken ?
 
14 Haz 2020
70
49


Konu için teşekkür ederim @Leyl-i Hüzün
2021'girdiğimiz şu günlerde dünya nüfusu 7,594 milyar gibi devasa bir rakama ulaşmıştır.
Müslüman nüfusu ise 1.570 milyar kişidir.

7.594 -1.570 = 6024

Bu rakamsal verilere göre müslüman olmayan 6.024 milyar insan var yeryüzünde yaşayan
Müslüman olmayan insanları sevilmeyecekse bu insanlar ile iletişim kim kuracak kim anlatacak onlara islam dinin ve yüce Allah'ı kim anlatacak.
Müslüman olmayan masum günahsız çocuklar var ?

Amacım kesinlikle eleştirmek değil beni yanlış anlamayın lütfen öğrenmek istiyorum bende. Sevmememiz gereken bu insanlara güzel olan dinimizi nasıl anlatacağız ? Yada onlar ile iletişim kurarken sevmediğimiz insanlar üzerinde ne kadar etkili oluruz islamı tebliğ ederken ?


Merhaba, sevmek ile iletişim kurmak, tebliğ etmek farklı şeylerdir. Tabii ki İslâm dini onlara anlatılmalı; onlara eziyet edilmemeli ve haksızlık yapılmaamalıdır. Ancak burada kastedilen onları dinlerinden dolayı sevmemektir. Yani Müslüman diğer Müslümanları Müslüman oldukları için sever. (Borcunu vermeyen, kendisine hakaret eden Müslümanları da bu davranışlarından dolayı sevmeyebilir. O farklıdır.) Müslüman olmayanları da Müslüman olmadıkları için sevmez. Çünkü Allah için sevmek ve Allah için düşmanlık etmek diye bir şey vardır. Bu kalpte olur. Yoksa 'Müslüman olmayanları sevmeyelim, öyleyse onlara her şeyi yapabiliriz, onların İslâm'ı bilmeye hakları da yok, hiçbir şey anlatmayalım' demek değildir. Tam aksine hem sözle, yazıyla vb. her yolla anlatmak hem de davranışlarla onlara örnek olmak gerekir.

Çocuklar zaten teklif çağına gelmemiştir. Yani daha emir ve ya saklarla mükellef değildir. Bu durum ergenlikle başlar. Dolayısıyla çocuklara düşman olmak gibi bir durum söz konusu değil. Yukarıda yazanlar Müslüman olmayan kişilerin çocukları için de geçerlidir. Onlara da dinimizi sevdirmeye çalışmak gerekir.

Onları sevmemek demek, dinlerini sevmemek demektir.

Ayrıca başka bir siteden aldığım şu yazıyı paylaşmak istiyorum:

***

Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Müminler, müminleri bırakıp da, kâfirleri dost edinmesinler! Onları dost edinenler, Allah’ın dostluğunu bırakmış olurlar.) [Al-i İmran 28]
Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Bir kavmi sevip de onlarla dostluk kuran, kıyamette onlarla haşrolur.) [Taberani]
Yani bir milletin, âdete, tekniğe ait işlerini değil de, onların dinlerini, ibadetlerini, günah olan işlerini seven kimseler, kıyamette onlarla birlikte Cehenneme giderler. Fenne ait işlerini ve günah olmayan âdetlerini yapmak caiz ve lazımdır; çünkü fen, müminin kaybettiği malıdır, nerede bulursa alması lazımdır. Gayrimüslimler ile ticaret yapılır. Aldatılmaz, kötülük yapılmaz. Herkese olduğu gibi onlara da iyi davranılır. Müslüman olmaları için dua da edilir. Fakat onları kâfir iken şerefli kabul etmek caiz değildir. Cenab-ı Hak buyurdu ki:
(Kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet, şeref mi arıyorlar? Bilsinler ki, bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.) [Nisa 139]

(İzzet ve şeref isteyen, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır.) [Fatır 10]

(Münafıkl
Bir kâfir için, başka kâfirden daha hayırlıdır demek küfür olur. (Redd-ül muhtar)

Mesela Hristiyan olmak Yahudi olmaktan daha iyidir veya Yahudi olmak Hristiyan olmaktan iyidir demek küfür olur, çünkü böyle söylemekle bu bâtıl dinlere iyi denmiş oluyor. Bu konu bu kadar hassasken, sebebi ne olursa olsun, Hristiyan olurum demenin ne kadar tehlikeli olduğu meydandadır. İhtiyaç olunca, biri diğerinden daha kötüdür demek gerekir. Hak din, iyi din, yalnız İslam'dır.

Sual: Evrensel din kardeşliği ismi altında, gayrimüslimlere kardeşlerimiz demek doğru mudur?
CEVAP
Çok yanlıştır. Böyle bir düşünce, Kur’an-ı kerimi yalanlamak olur. Dinimiz, kâfirlerle de iyi geçinmeyi emreder, fakat iyi geçinmek ayrı, onları dost ve kardeş bilmek ayrıdır. Allahü teâlâ, (Ancak müminler kardeştir) buyururken, mümin olmayanları, gayrimüslimleri kardeş bilmek, bu âyet-i kerimeye de aykırıdır. Mümin, İslamiyet’e inanan demektir. Ehl-i kitaba inananlara mümin denmez. Müslüman olmayan herkes kâfirdir. Nelere inanırsa inansın, kâfirlere mümin denemez.
İslam dini yeni gelmedi. 1400 yıldır dünyada Müslümanlarla gayrimüslimlerin aynı ülkelerde beraber yaşadıkları da olmuştur. Osmanlılar ve onlardan önceki Müslümanlar, gayrimüslimleri dost bilmediler, fakat hepsiyle iyi geçinerek, onlara güler yüz göstererek, aynı yerde yaşadıkları gayrimüslimlere yaşayışlarıyla örnek oldular. Onlara kötü davranmadılar. Merhametli davranarak çoğunun Müslüman olmasına sebep oldular. Zaten yüzlerine karşı siz kâfirsiniz diye hakaret etmek, günah olur.
Sual: Kâfirleri sevmek küfür müdür?
CEVAP

Bu husus, sevginin durumuna göre değişir. Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:
Kâfirleri sevmek, onlarla dostluk kurmak haramdır. Müminin kâfiri sevmesi üç türlü olur:
1- Onun küfrünü beğenirse imanı gider.
2- Herkesle iyi geçinmek için, kâfire dost görünmesi yasak değildir. Dost olmakla dost görünmek farklıdır.
3- İkisinin ortasıdır. Kâfire meyleder, yardım eder. Akrabalık, iş arkadaşlığı sebebiyle dostluk kurar. Bu dostluk, küfre sebep olmazsa da, caiz değildir. Âyet-i kerimeler, bu sevgiyi yasaklamaktadır. (M. Masumiyye 3/55)
Enes bin Malik hazretleri buyuruyor ki: (İnsan, dünyada kimi seviyorsa, âhirette onun yanında olacaktır) hadis-i şerifi, Müslümanları sevindirdiği kadar, hiçbir şey sevindirmemiştir. Müslümanları seven, Müslümanlarla birlikte Cennete; kâfirleri seven ise, kâfirlerle birlikte Cehenneme gidecektir. (Berika)
Hubb-i fillah, Allah'ı sevenleri sevmek, buğd-i fillah Allah’ın düşmanlarını sevmemektir. Bir hadis-i şerifte, (İmanın temeli, hubb-i fillah, buğd-i fillahtır) buyurulmuştur. (Ebu Davud)
 

Zeynep

Editör
4 Eyl 2016
166
74

Tebliğ eden kişi ile tebliğ edilecek kişi arasında güçlü bir bağ oluşmalı hidayeti verecek olan elbette Allah'tır..
Tebliğ konusunda ben bu imtihana talibim diyorsanız güzel olanı güzel bir şekilde karşıya lanse etmelisiniz.

Yeryüzündeki tüm çocuklar ise benim gözümde masumdur.

Sevilmeyecek kişiler grubunu örneklemek gerekirse ebu-leheb, ebu-cehil, firavun gibilerini çeşitlendirebiliriz.

Ben lütfedip konuya tekrar yaptığınız yorum açıklama için teşekkür ederim @Leyl-i Hüzün
 
14 Haz 2020
70
49

Tebliğ eden kişi ile tebliğ edilecek kişi arasında güçlü bir bağ oluşmalı hidayeti verecek olan elbette Allah'tır..
Tebliğ konusunda ben bu imtihana talibim diyorsanız güzel olanı güzel bir şekilde karşıya lanse etmelisiniz.

Yeryüzündeki tüm çocuklar ise benim gözümde masumdur.

Sevilmeyecek kişiler grubunu örneklemek gerekirse ebu-leheb, ebu-cehil, firavun gibilerini çeşitlendirebiliriz.

Ben lütfedip konuya tekrar yaptığınız yorum açıklama için teşekkür ederim @Leyl-i Hüzün

Çocuklar zaten günahsızdır. Onların günahkâr olarak doğduğu inancı Hristiyanlara aittir. Hayırlı günler.
 
Üst